Klinik Psikolog Hatice Ada, okulların yarı yıl tatiline girmesiyle birlikte öğrenci velilerini uyarıda bulunarak “Karne günü geldiğinde biz yetişkinlerin eli neredeyse refleks gibi notlara gider. Kaç almış, nerede düşmüş, neden yükselmemiş… Oysa çocuk için karne çoğu zaman bu soruların hiçbiri değildir. Çocuk için karne, bizim ona nasıl bakacağımızın habercisidir” dedi.
Karne Günü Çocuk Kağıda Değil, Bize Bakar
Karnelerin bir başarı ya da başarısızlık olmadığına dikkati çeken Ada, şunları kaydetti; “Geçen gün bir arkadaşımın birinci sınıfa giden kızına “İlk karnen, heyecanlı mısın?” diye sordum. Bana durup düşündükten sonra çok sade bir cümleyle cevap verdi: “Hatice Abla, ben ne olacağını bilmiyorum ki.” Bu cümle bana şunu hatırlattı: Karne, çocuk için henüz başarı ya da başarısızlık değildir. Karne, bir bilinmezdir. Bizim yüklediğimiz anlamlar, çoğu zaman çocuğun taşıdığı anlamdan çok daha ağırdır. Ve zamanla bu ağır yükler çocuklarımızın minik omuzlarına yüklenir. Biz karnede bir sonuç görürüz, çocuk ise bir bakış hisseder. Annesinin yüzü asılacak mı, babası sessizleşecek mi, öğretmeni ondan memnun mu… Karne günü çocuk sadece kâğıda değil, bize bakar. O gün söylenen bir cümle, yapılan bir mimik, verilen bir tepki notlardan çok daha kalıcı bir iz bırakır. Bu yüzden belki de karneye bakmadan önce yapılması gereken ilk şey, çocuğun yüzüne bakmaktır. Notlar konuşur ama her şeyi anlatmaz. Bir çocuk aylar boyunca sabah erkenden kalkmıştır, okula gitmiştir, bazen anlamamıştır, bazen sıkılmıştır, bazen de yapabildiğinden fazlasını yapmaya çalışmıştır. Karne bu uzun yolculuğun küçük bir özetidir. Ne çabanın tamamını anlatır ne de o çabanın arkasındaki duyguyu. Bu yüzden karneye bakarken “neden böyle?” demekten önce “bu çocuk bu dönem ne yaşamış olabilir?” diye sormak çok daha onarıcıdır”
Güven Varsa Konuşma Olur
Karne konuşmasına nereden başlanacağının önemine vurgu yapan Klinik Psikolog Hatice Ada, şöyle devam etti;
“Bana göre en güvenli yer, çocuğun kim olduğu yerden başlamaktır. Notlardan değil, insani taraflardan. “Bu dönem çok emek verdin”, “Okula gitmek her zaman kolay değil”, “Zorlandığın yerler olmuş olabilir” gibi cümleler çocuğa şunu söyler: Güvendesin. Güven varsa konuşma olur, yoksa savunma başlar. Çocuk anlaşılmadığını hissettiği yerde kapanır. Düşük notlar çoğu zaman tembellik anlatmaz. Bazen dikkat eksikliğini, bazen kaygıyı, bazen öğretmenle kurulamayan bir ilişkiyi, bazen de çocuğun kelimeye dökemediği bir yükü anlatır. Çocuk neden zorlandığını tek başına bulamaz. Bu onun görevi değildir. Yanında duran yetişkinin bu konuda çocuğa rehberlik etmesi gerekir. “Burada ne zor gelmiş olabilir?” sorusu, çözümün başladığı yerdir. Karne günü yapılan pazarlıklar ve tehditler ise öğrenmeyle kurulan ilişkiye zarar verir. Öğrenme korkuyla değil, güvenle ve merakla ilerler. Küçük bir sürpriz, birlikte geçirilen bir zaman, samimi bir takdir çoğu hediyeden daha kıymetlidir. Çünkü çocuk şunu bilmek ister: Notlarım ne olursa olsun ben kabul ediliyorum. Tatil de bir telafi ya da cezalandırma alanı değildir. Tatil, çocuğun biraz nefes aldığı, kendisiyle yeniden temas kurduğu bir zamandır. Öğrenme tamamen bırakılmaz ama hayatın tamamı da derslere indirgenmez. Denge tam olarak burada kurulur. Karne günü çocuğun elinde bir kâğıt vardır ama aklında kalan şey, o gün kendisine nasıl davranıldığıdır. Belki de söylenmesi gereken en temel cümle şudur: “Bu karne senin hikâyenin tamamı değil. Biz bu hikâyeyi birlikte yazmaya devam edeceğiz.” Çünkü hiçbir çocuk sadece notlarından ibaret değildir ve hiçbir karne bir çocuğu tanımlayacak kadar güçlü değildir”

